Periyodik tabloya 4 yeni element eklendi

element-m

En son 2011 yılında 114 ve 116 sayılı elementler tabloya girmişti.Şimdi ise Rusya, ABD ve Japonya’daki bilim insanları tarafından bulunan dört süper-ağır kimyasal element uzmanlar tarafından kontrol edildikten sonra resmi olarak tablodaki yerini aldı. Böylece tablonun yedinci sırası da dolmuş oldu.

Merkezi ABD’de bulunan kimyasal sınıflandırma, terminoloji ve ölçümlerden sorumlu, Uluslararası Saf ve Uygulamalı Kimya Derneği 113, 115, 117 ve 118 şeklinde belirlenen dört yeni elementi 30 Aralık’ta tescil etti. İnsan eliyle oluşturulan yeni elementler, hafif atom çekirdeklerini birbiriyle çarpıştırarak daha sonra radyoaktif süper ağır elementlerin parçalanmasını izleyerek bulundu.

Şimdilik periyodik tablodaki yerlerine göre adlandırılan elementler gelecek aylarda buluşları gerçekleştiren ekipler tarafından isimlendirilecekler. 113 elementi Asya’da isimlendirilen ilk element olacak.

Bu elementler geçici olarak ununtrium (Uut ya da element 113), ununpentium (Uup, element 115), ununseptium (Uus 117) ve ununoctium (Uuo, element 118) olarak adlandırılıyor. Yeni elementler isimlerini mitolojik bir kavram, bir mineral, bir yer ya da ülke, bir nitelik ya da bilim insanlarından alabiliyor.

Kaynak

Reklamlar

Japonya’da Kurulan Devasa Güneş Enerjili Elektrik Santrali

Japonya’da bulunan Nishihira ve Higashihira göletleri üzerine 1000 evin şebekeden elektrik almaksızın enerji ihtiyacını karşılayacak güçte 2 adet güneş enerjili elektrik santrali kuruldu.Kurulumu yalnızca 7 ay süren bu santrallerde 11250 modül bulunuyor ve her yıl saatte 3300 megawatt enerji üretilmesi bekleniyor.

Geçtiğimiz birkaç yılda, Japonya güneş enerjili elektik üretme kapasitesini iki katına çıkarmayı başardı ve eğer bu paneller beklendiği kadar etkili olursa, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik eğilimin artmaması için hiçbir sebep gözükmüyor.

Panellerin su üzerine yerleştirilmesi karaya yerleştirilmesinden daha zormuş gibi gözükebilir ancak aslında güneş panellerinin göl yüzeyinde oluşunun birçok faydası var. Öncelikle; kara alanı oldukça sınırlı olan Japonya gibi bir ülkede su alanlarını kullanmak mükemmel bir çözüm. Ayrıca tayfun korumalı olan santraller üzerinde bulundukları suyu kullanarak kendi kendini soğutmasından kaynaklı olarak enerji bakımından karadakinden daha verimli.

Bununla birlikte, panellerin su yüzeyinde gölge oluşturarak buharlaşmayı azaltması ve alglerin büyümesine olanak sunması açısından su hazneleri ideal alanlardır. Kore Su Kaynakları Birliğinin raporuna göre; su yüzeyindeki modüllerin düşük sıcaklıkta olmaları karadaki panellerden %11 daha verimli olmaları anlamına geliyor.

Kaynak

Robot U-CAT

Deniz kaplumbağalarından esinlenilerek tasarlanan U-CAT , deniz arkeologları adına umut dolu bir proje. Estonya’da geliştirilen U-CAT gerçek bir kaplumbağa gibi onun yukarı, asagı ve ileri, geri gitmesini sağlayan birbirinden bağımsız dört palete sahip.Baltık Denizi’nde bulunan İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma batıkları araştırması için tasarlanan U-CAT’ı, tasarımının sahibi Tallinn Teknik Üniversitesi araştırma görevlisi Taavi Salumae tanıtıyor:

“Arkeoloji dalında bu robotun eşi benzeri yok, genelde kullanılan robotlar fazla büyük ya da pahalı. Diğerleri ise deniz altında çalışmaya uygun şekilde tasarlanmamış oluyor.”

U-CAT hiç bir kontrol kablosuna ihtiyaç duymaksızın, tamamen deniz kaplumbağalarının yüzüş şeklini benimseyerek, hızlı hareket ediyor.

Baltık Denizi’nde araştırma yapan arkeologlar U-CAT’ın denizcilik tarihine dair yeni keşifler yapacağından kesinlikle emin.

Kaynak

Hiç acı hissetmeden yaşamak ister miydiniz?

acisiz-hayatin-genetik-koken1i-bilimfilicom

Bir insan düşünün ki sıcak, soğuk gibi duyuları hissetmiyor. Normal bir insanın en ufak yerine zarar gelse acı duyacağı hisleri hissetmiyor. Bunun sebebi ise nadir görülen bir genetik mutasyon.Duyuları beyne ileten küçük sinir uçlarının çalışmaması sebebiyle acı veya ağrı hislerinin duyulmamasına Cipa hastalığı adı veriliyor.

Bebeklerde ilk dişlerin çıkmasıyla birlikte hastalığın anlaşılabileceği söyleniyor. Acı hissi olmadığı için dudaklar ve dil ısırılmaya başlanıyor. Yaraların iyileşebilmesi için beyne bir uyarı gönderilmesi gerekiyor ve bu uyarıya yanıt olarak da iyileşme gözleniyor. Cipa hastalarında bu durum gerçekleşmediği için de yaralar iyileşmiyor.

Bu hastalığa sahip olan çocuklar zaman zaman dilini ısırıyor, parmaklarını yiyor. Parmakları kanamasını rağmen hiçbir acı çekmediği için parmaklarını ısırmaya devam ediyor. Ülkemizde yaşayan bir hastanın yazın bacağı kırıldığı halde hissetmediği için 2 ay boyunca kırık bacakla gezip, bacağının şişmesiyle birlikte aileden birilerinin şüphelenmesi sayesinde hastaneye gittiklerinde bacağının iltihaplandığını öğrenmesi bu hastalığın örneklerindendir. Neyse ki son anda yapılan müdahale sonucu bacak kaybedilmekten kurtulur.Türkiye’de çok bilinmeyen bu hastalık için yeterli araştırmalar yapılmıyor. Devlet büyüklerinin de bu işe bir el atmaları gerekiyor.

KAYNAK

Elmastan daha parlak ve sert bir madde geliştirildi

Elmastan daha sert ve parlak bir karbon türü geliştirildi

Bilim insanları elmastan daha sert ve onun doğal biçiminden daha parlak bir karbon türü geliştirdi. Q-Karbon ismi verilen yeni materyal ayrıca daha yumuşak bir parıltıya da sahip. Bilinen grafit ve elmas gibi karbon formlarından farklı olan bu faz, yine araştırmacılar tarafından keşfedilen bir teknik ile oda sıcaklığında ve ortalama bir basınçta elmas benzeri yapılar oluşturmak için kullanılabilecek.

Kuzey Carolina Devlet Üniversitesi’nden yetkililer “Karbonun üçüncü katı fazını ortaya çıkardık. Doğada bu haliyle bulunabileceği tek yer bir gezegenin çekirdeği olurdu herhalde” diyorlar.Elmastan daha sert olan Q-carbon’un ünik tarafının demir mıknatısı ihtiva etmesi olduğu belirtiliyor. Karbonun diğer bilinen halleri grafit ve elmas bu tür özellikler taşımıyor.

KAYNAK

Bilim Adamları Suni Ses Teli Üretti

Bilim adamları ilk kez laboratuar ortamında ses telleri üretmeyi başardı. Yapılan testler sonucunda; üretilen dokunun sesi iletebildiği ve fonksiyonel olduğu bulundu.  Ses teli dokusu çok spesifik bir konu, çünkü titreşecek kadar esnek ve binlerce saat kullanılacak kadar dayanıklı olmak zorunda. Tasarlanan değişim dokusu aynı özellikleri sergilemek zorunda olduğundan, laboratuarda bu dokuyu üretmek oldukça zor. Wisconsin Üniversitesi’nden araştırmacılar tarafından yürütülen bu araştırmada , alınan ses dokusu daha önce larinksleri alınan dört kadavradan sağlandı. Bu doku hücreleri kolajen iskelete taşınmadan önce mukozada büyütüldü. Elde edilen sonuçlar doğal büyütülen bir dokuyla benzer özellikler sergiliyordu.

Bir sonraki adımda ise biyomühendislik eseri dokunun gerçekten sesi iletip iletmeyeceğine ilişkindi. Ekip bu nedenle köpek kadavralarının larinkslerini açarak, yapay rüzgar borularını hava geçecek şekilde tutturdular. Elde edilen sonuçlar sesin üretildiğini ve yüksek hızlı görüntüleme yapay dokunun, doğal ses teli gibi titreştiğini gösterdi. Teste devam eden araştırmacılar, ürettikleri dokuyu laboratuardaki farelere ekerek, insan bağışıklık sisteminin bir kopyasını ürettiler. Sonuçlar yine pozitif çıktı ve doku vücuttan reddedilmeden normal olarak büyüme gösterdi.

Gezegenimsi Bulutsular: Gezegen mi Nebula mı?

Planetary Nebula, ya da Türkçesi “gezegenimsi bulutsu”ların tahmin edileceği üzere gezegenlerle bir ilgisi yok. Eski tarihlerde, büyütme gücü düşük teleskoplarla ilk keşfedildikleri dönemde yuvarlak bir gezegen gibi göründükleri için böyle adlandırmışlar ve bu adlandırma günümüze kadar gelmiş.

Bir yıldız, ömrünün sonuna yaklaştığında çekirdeğindeki aşırı boyutlara ulaşan nükleer füzyon sonucu hidrostatik dengesini yitirir ve şişmeye başlayarak kırmızı dev evresine girer. Bu evrede yıldız o kadar fazla şişer ki, sonunda yıldızın çekirdeğinin çevresinde bulunan katmanlarının tamamı uzay boşluğuna savrulmaya başlar. Yıldızın çekirdeğinden trilyonlarca kilometre uzaklara savrulan bu maddeler, gördüğümüz gezegenimsi bulutsuları meydana getirir.

Sanıldığının aksine gezegenimsi bulutsular “halka” şeklinde değil, aksine çoğunlukla küresel bir yapıya sahiptir. Fakat yıldızın uzaya dağılan artıklarından oluşan bu enkaz o kadar seyrektir ki, biz sadece kürenin bakış açımıza göre kenar kısmında kalan, görece daha kalın bölgesini görebiliriz. Bu durum, bir sabun köpüğünün ortasını saydam, kenarlarını ise renkli görmemizle hemen hemen benzer bir görsel yanılgıdır.

Kaynak

Motosikletli Laboratuvar

Hindistan’daki birçok okulda sadece temel eğitim olanakları sağlanabiliyor. Fen bilimleri için uygun imkanlar ne yazık ki pek yok… Ancak  başlatılan ‘lab-on-a-bike’ adlı proje ile özellikle kırsal kesimlere laboratuvar ulaştırılıyor. Agastya Derneği adlı bir kurumun başlattığı bir projede çalışanlardan biri de öğretmen Petollu Satyanarayanan,Hindistan’daki köyleri gezerek çocuklara farklı deneyler yaptırarak eğlenceli bir fen eğitimi veriyor.Öğretmen Satyanaraya, bisikletiyle her gün 15-30 kilometre arası yol kat ederek motosikletiyle mobil laboratuvarını köylere götürüyor.

12 çantaya sığan aletlerle refleks, optik ve moleküler biyoloji hayat buluyor ve köylerdeki çocuklar bilimle tanışmış oluyor. Bu deneyler, 5 ile 10. sınıf konularını kapsıyor. Deneme yanılma yöntemi ve teorik derslerle öğrenciler laboratuvar ortamını tanımış oluyor.Çocuklar geleneksel öğrenme yöntemlerinden ziyade interaktif bir şekilde öğrenmenin zevkine varıyorlar.

2015 WISE Awards - Lab on a Bike 2

Kaynak

İnternetin Gİzemli Arka Sokağı Deep Web Nedir?

Türkçe’ye derin ağ ya da derin internet olarak çevrilen Deep Web, World Wide Web’in, ulaşmak için özel yazılım gerektiren bir parçasıdır. Kişisel sunucular kullanarak herkesin erişimine açık olmayan özel ağlarda barınan sitelerin olduğu, bildiğiniz internetten farklı bir alandır. Yani bu web türündeki bazı siteler gerçekten saklıdırlar.Deep web’e Google, Yahoo, Bing ya da diğer arama motorları ile giriş yapılamaz.

Buzdağının görünmeyen yüzü olarak ifade edebileceğimiz deep web’in içeriği, erişilebilir internet (arama motorları ile) ile karşılaştırıldığında çok fazladır.

Sosyal medya mecraları, haber siteleri, bloglar, oyun, film – dizi siteleri ve aklınıza gelebilecek her türlü erişilebilir web içeriği, tüm internet içeriğinin yalnızca % 4’ünü oluşturmaktadır.Peki deep webe girmek suç mudur? Hayır, deep webe girmek legaldir fakat %95’inin illegal olduğu bir ortam olduğunu da göz önünde bulundurmakta fayda var.

Bunun dışında, Deep Web’in içerisinde “darknet markets” diye adlandırılan özel bir piyasa varlığından da söz ediliyor. Bu piyasa aklınıza dahi gelmeyecek ilanlarla karşılaşabiliyorsunuz.Birkaç örnekten bahsetmek gerekirse; Kiralık katiller, istediğiniz kişiyi ortadan kaldırabileceğini iddia ediyor. Yada istediğiniz bir şeyi bir hırsıza çaldırabilirsiniz. Hırsızlığı yapıp, size o anın videosunu göndermeyi taahhüt edenler var. Hatta,-Sahte parantezinde- pasaport, vize ve ehliyetler adınıza hazırlanıyor.

Kaynak

3D Yazıcılarla gelen ölümsüzlük

3D (3 Boyutlu) yazıcılar icat edildiği zamandan günümüze kadar 3 boyutlu baskı teknolojisinde çığır açtılar. Hemen hemen her alanda kullanılmak üzere ürünlerin baskısının alındığı bu cihazlardan artık organ baskısı almakta mümkün hale geldi. Uzun yıllardır yapay kan damarı üretmeye çalışan bilim insanlarının ise hayali böylece gerçek oldu. Çinde geliştirilen 3 boyutlu yazıcıyla yapılan kan damarı, başka organlarının aynı yolla üretilmesine vesile olacak.10 santimetrelik bir kan damarınının yazıcı tarafından üretilmesi sadece iki dakika alıyor ve organ üretimi bu yolla sağlanıyor. Yazıcıda kök hücreler bulunuyor. Kök hücrelerin sahip olduğu yapı ve koşullar sağlanıyor ihtiyaçlara cevap veriyor.

Kan damarları çok karışık olduğundan biyo yazıcı için çok hassas bir konu. Çünkü vücudumuza giren besinleri organlarımıza bu damarlar taşıyor. Önemli noktalardan biri ise üretim yaparken kök hücrelerin canlı kalmasını sağlamak.

Yazıcı sayesinde  şuan kan damarı ile birlikte, ciğer, böbrek ve bazı başka organlar da üretilebiliyor.

Kaynak